#

Mahmut EKŞİ

Kurucu Temsilci

İlim ve Fazilet Vakfı Eğitim Kurumları Başkanı

Eğitim ve Öğretimin Temel Gayesi Nedir?

İlim ve Fazilet Vakfı Eğitim Kurumlarının, kurulduğu yıllardan beri yarım asırdır varmaya çalıştığı gaye şudur:
“Faziletli nesiller yetiştirmek”
Faziletli nesiller yetiştirmek ne demektir? Kısaca ifade edilirse; bilgili, mutlu, başarılı, milletine ve insanlığa faydalı, milli ve manevi değerlere sahip nesiller yetiştirmek demektir.
Bu nasıl olacaktır?

Bir insan nasıl mutlu olabilir? Bizim medeniyetimizin ve Türk kültürünün bu soruya verdiği cevap nedir? Bu cevap şu küçük cümle ile özetlenmiştir? “İki cihan saadetini” kazanmak… Yani hem bu dünyada ve hem öbür dünyada maddi ve manevi gelişmeyi, saadeti, mutluluğu kazanmak olarak formüle edilmiştir. Bir başka şekilde söylenişi de şöyledir: “Hilkatten maksat, kesb-i kemal ve seyr-i cemaldir.” Yani önce bu dünyada kemale ulaşılacak, olgun bir insan olunacak ve sonra ahirette “cemal"e, mutlak gerçeğe kavuşulacaktır.

Bu yolda ilk durak, “Sevgi”yi kazanmaktır. Sevgi gönülden gelen ve göze ve yüze vuran bir duygudur. Yunus Emre sevgiyi en geniş şekilde şöyle ifade etmiştir: “Yaratılanı sev, Yaratandan ötürü”. Türkçemizin üstün ifadesi ile “kuru sevgi” makbul değildir. Onu tamamlayan en önemli iki değer “fedakârlık ve vefakârlıktır”. Yani karşılıksız vermek ve sana gösterilen sevgiyi unutmamaktır. Olgun bir insan olmak için kazanılması gereken temel iki değer fedakârlık ve vefakârlıktır. Bu iki değer, fedakârlık ve vefakârlık, sevginin gerçekleşmesini sağlar.

“Kemal (olgunlaşma)” yolunun ikinci durağı sadakattir. Sadakat, emanete sahip olmayı ve kanaatkârlığı gerektirir. Emanete sahip olmak yani “Emin” olmak, sadece dostlarının değil sevmeyenlerinin ve hatta düşmanlarının dahi güvendiği, emin olduğu insan olmaktır. Böyle bir yüksek insani değere sahip olmak her insanın harcı değildir. Hatta bu sıfat, insanlar içinde çoğu zaman peygamberlere nasip olmuştur. Her hal ve şartta insanların tam güvenini kazanmak kolay bir iş değildir. Bunu için yüksek bir karaktere ve vicdana sahip olmak lazımdır.

Olgunlaşma yolunda üçüncü durak; Kanaatkârlık insanların zor elde ettiği bir değerdir. Genellikle bu değer girişimci olmağa engel gibi gösterilir. Elindeki ile yetinmek ve yeni şeylere ulaşmak için uğraşmamak gibi algılanır. Bu doğru değildir. Kanaatkârlık, diğer varlıklara ve insanlara zarar verecek bir hırsa sahip olmayı, yeryüzünde fitne çıkarmayı engelleyen önemli bir insani değerdir.

Olgunlaşma yolunda dördüncü durak; varlığa hürmet etmek, saygı göstermektir. Bu değeri kazanabilmek, yaratanın ve yaratılanın hak ve hukukuna riayet etmek, hürmet etmek, bu günkü deyişle saygı göstermektir. Saygı göstermemiz gereken en önemli değerlerin başında “Haklar ve hukuk” gelir. Hukuku ve hakları saymamak, tanımamak ve onlara uymamak insanın en büyük fitnesidir, kötü halidir, mahvolmasına sebeptir. İnsanlar arasındaki çatışmaların ve savaşların temel sebebi hak ve hukuka uymamaktır

Olgunlaşma yolunda beşinci durak, “mesuliyet” sahibi olmaktır. Günümüz deyişi ile “sorumluluk sahibi olmaktır”. Bu değer bir bakıma “tek başına dünyayı sırtında taşımak” demektir. Bu yüksek değer de, çoğu zaman tam olarak tarihte bildiğimiz büyük insanlara nasip olmuştur. Onlar bütün varlığın derdini dert edinmişlerdir. Bu değerden bir nebze bile sahip olmak büyük bir kazançtır. Bu değer bize “çalışkanlığı, dürüstlüğü, doğruluğu, iyiliği” hatırlatmalıdır. Sorumluluk sahibi bir insan, bu saydığımız değerleri üzerinde taşımalı ve gereklerini yerine getirmelidir ki, “sorumlu” olabilsin. Çalışkan olmayan bir kişi, işine karşı, bakmakla yükümlü olduklarına karşı, geniş anlamda milletine karşı sorumluluğunu yerine getirmiyor demektir. Dürüstlük ve doğruluk değerlerini kazanmamış kişi sorumluluk sahibi olamaz. Aynı şekilde “iyilik” değeri de insanoğlunun diğer varlıklara karşı sorumluluğunun en önemli parçalarından biridir. Demek ki, çalışkan olacağız, dürüst olacağız, doğru olacağız, iyi olacağız. Bir insanın kimlere karşı hürmet etme, sorumlu olma görevi vardır, kısaca belirtelim:
İnsanoğlunun evvela yaratana karşı, kendine karşı, anne ve babasına karşı, yakınlarına karşı, sılasına (doğduğu büyüdüğü yere) karşı, vatan ve milletine karşı, insanlığa, dünyaya (çevre, doğa vb.) karşı sorumluluğu vardır.

Olgunlaşma yolunda altıncı durak, “sabır”lı olmaktır. Bu insani değer içinde metanet, iman ve fedakârlık gibi değerleri bulundurur. Mesela sabır, insanın her türlü felaketlere, belâlara, olumsuz hallere karşı dayanması demektir. Metin olması, yani metanet sahibi olması demektir. İnsanın olumsuzluklardan kurtulması için sabır en güçlü silahtır. Sabır, güçlü imanı da gerektirir. Çünkü güçlü bir sabır sahibi olmak için; Allah’a, O’nun hukukuna, adaletine, merhametine, rahmetine, gazabına, her şeyin O’ndan olduğuna ve benzer hallere tam bir iman ve inanç beslemek şarttır. Yine sabır, fedakârlık isteyen bir davranıştır.

Olgunlaşma yolunda yedinci durak, saadet, mutluluktur. Bu dünyada; yaratılana, varlığa karşı sevgi ve saygı sahibi olan, sadakat gösteren, mesuliyet (sorumluluk) sahibi olan, kanaatkâr ve fedakâr olan ve sabır gösteren insan saadeti, mutluluğu hak eder, kazanır. Bu noktada da saadeti yaşamak ve kaybetmemek önemlidir. Bu değeri kazanan insan, haddi aşar yani şımarır ve azarsa saadeti kaybeder. Demek ki, haddi aşmamak, yani dini bir terimle söylersek “hudud-ullaha” yani Allah’ın yeryüzünde koyduğu kurallara uymak şarttır.
Bu şekilde bu dünyada mutluluğa ulaşan ve onu yaşayan, koruyan kişi bu dünyayı terk ettiğinde de son durağa varır ki, o durak “selamettir” kurtuluştur. “Cemali seyretmektir, mutlak gerçeğe varmaktır.” Yüce Allah herkese bunu nasip etsin.

Mahmut EKŞİ

Eğitimci

İlim ve Fazilet Vakfı Eğitim Kurumları Başkanı